BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Ana Sayfa / Mehmet Pamak / Yazı Grubu / Kur'an'ı Hakkıyla Okumak ve Hayatı İbadet Kılmak / Sadece Kur’an’a Dayalı ve Bütünlük İçindeki İbadetler Anlamlı, Arındırıcı ve İnşa Edicidir

Sadece Kur’an’a Dayalı ve Bütünlük İçindeki İbadetler Anlamlı, Arındırıcı ve İnşa Edicidir

Selamun aleykûm

İlk Kur’an neslinde var olan ve göz ardı edilmemesi gereken bir başka önemli husus da, ibadetlerimizin bütünlük içinde anlam kazanmaları ve ancak bu kulluk bütünlüğü içinde, diğer ibadetlerin de katkısı ile gerçek arındırıcı fonksiyonlarını ifa etmeleridir. İbadetler, ancak bütünlük içinde yerine getirildikleri zaman hayatı inşa edebilmekte, birbirini beslemekte,  birbirlerinin tesirini de arttırıcı katkılarda bulunmaktadırlar.

Kur’an’la irtibatı kesilmiş, Rasûlüllah’ın (s) güzel örnekliğinden/sünnetinden koparılmış, parçalanarak, bölünerek, bir kısmı yapılıp bir kısmı yapılmayan ibadetler, birbirini besleme ve tamamlama imkânından yoksun kılınmış parça ibadetler olup zamanla anlamını ve eksenini yitirerek şekle indirgenmektedir.

Ancak, ibadetler bütünü içindeki yerini alan ve hayatı kuşatan Kur’anî ibadet kavramı ekseninde kalan ibadet; tezkiye/arınma, inşa ve inkılâba yol açabilmektedir. İşte ibadetler, ancak bu anlamda hayatı kuşatırlarsa, günahları temizleyerek hayattan kovma fonksiyonunu görebilmektedirler. Allah (c), Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ın zikri elbette en büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut, 29/ 45)  Bu ayetten de anlaşılacağı üzere, Allah kitabı okumayı ve namazı kılmayı emretmektedir. Kur’an’la bağlantılı ibadetin “hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyacağını” bildirmektedir. Namazda olduğu gibi, aslında bütün ibadetler, eğer içi boş bir formdan ibaret değillerse, huşu içinde, ihlasla ve Kur’anî içerikle yapılıyorlarsa, mü’mini kötülükten alıkoyma, günahlardan arındırma ve iyiliğe sevk etme fonksiyonu göreceklerdir.

Namazın burada zikredilen faziletinin iki yönü vardır. Birincisi; onun ayrılmaz ve kaçınılmaz özelliği olan kişiyi kötü ve iğrenç şeylerden alıkoyması; İkincisi; onun istenilen özelliği, yani namaz kılan kişinin davranışlarında kötü ve iğrenç şeylerden kaçınması. Birinci özelliğini ele alırsak, namaz insanı kötülükleri yapmaktan alıkoyar. Namazın doğası hakkında biraz düşünen herkes, insanın kötülüklerden sakınması için konulan sınır ve engeller içinde en etkilisinin namaz olduğunu kabul edecektir. Hangi kontrol mekanizması, insanı günde beş defa Allah’ı zikretmeye çağıran, ona defalarca bu dünyada tamamen hür olmadığını ve başıboş bırakılmadığını, bilakis Allah’ın kulu olduğunu hatırlatan namazdan daha etkili olabilir? Evet hangi kontrol ve denetim mekanizması, günde beş vakit Allah’ın huzurunda kendini hesaba çekmeye yönelten ve insana sürekli gözlendiğini, yapmaması gerektiği halde yaptıklarının ve yapması gerektiği halde yapmadıklarının Allah indinde kayda geçtiğini, Allah’ın onun yaptığı gizli açık her şeyden, hatta gönlünden geçirdiği gizli niyet ve amaçlardan bile haberdar olduğunu ve bütün yaptıklarından Allah’ın huzurunda hesap vereceği bir günün geleceğini hatırlatan namazdan daha etkili olabilir? Namaz mümine sadece bunları hatırlatmakla da kalmaz, aynı zamanda ona, Allah’ın hiçbir emrine gizli de olsa isyan etmemesi için her namaz vaktinde ahlâkî bir eğitim de verir. Çünkü bu ibadetin içeriğinden tek haberdar olan Allah’tır ve mü’min şahsiyet, bunun bilinciyle sürekli Allah’ın denetimi altında kendini hissederek bu ibadetini gerçekleştirir.

Bu konuda, Rasûlullah’tan (s), bazı sahabe ve tabiinden de sözler nakledilmiştir. İmran bin Huseyn, Rasûlüllah’ın (s) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Namazı kendisini kötü ve iğrenç şeylerden alıkoymayan kimse, aslında hiç namaz kılmamış demektir.” (İbn Ebi Hâtim). İbn Abbas (r.a) Rasûlüllah’ın (s) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kişiyi kötü ve iğrenç davranışlardan alıkoymayan namaz, onu Allah yolundan daha da uzaklaştırır.” (İbn Cerir, İbn Ebi Hatim). İbn Mesud’dan (r.a) rivayet edilen başka bir hadis de şöyledir: “Namaza itaat etmeyen namaz kılmamış gibidir ve namaza itaat de kişinin kötü ve iğrenç davranışlardan kaçınmasıdır.” (İbn Cerir, İbn Ebi Hatim). İmam Cafer es-Sadık da şöyle demiştir: “Namazın kabul edilip edilmediğini öğrenmek isteyen kimse, namazın kendisini kötü ve çirkin davranışlardan ne dereceye kadar sakındırdığına bakmalıdır. Eğer bu kimse kötülüklerden sakındırılmışsa, namazı kabul olmuştur.” (Ruh’ul-Me’ani) (Mevdudi, Tefhim-ul Kur’an, Ankebut 45. ayetin tefsiri).

İlginizi çekebilir

Mü’minlerin, Ameller, Hayat Tarzı ve İtaat Alanında Bâtıl Olandan Ayrışma Sorumluluğu Vardır

Bugün "müslümanım" diyenlerde, hayat tarzı ve ameller ile otoriteye itaat alanında yaygın biçimde tam bir kargaşa ve yozlaşma yaşanmakta ve süreklilik arz eden bu durum akıdevî alana da sirayet edip imana şirk bulaştırılmasına yol açmaktadır. İmansız salih amel olmaz, ama salih amel olmadan da iman yaşayamaz. Tabiri caizse, salih amel imanın gıdası gibidir.