BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Ana Sayfa / Mehmet Pamak / Yazı Grubu / Kur'an'ı Hakkıyla Okumak ve Hayatı İbadet Kılmak / Kur’an’ı hakkıyla okumak nasıl mümkündür?

Kur’an’ı hakkıyla okumak nasıl mümkündür?

Selamun aleyküm

Kur’an, Hakkıyla Okumamız için inzal edilmiş hidayet rehberimiz ve hayat kitabımızdır. Kur’an’a imanın ön şartı da onu hakkıyla okumaktır. Peki onu hakkıyla okumuş olmak nasıl mümkündür?

Bakara 2/ 121: “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek (gereği gibi) okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.”

Rabbimiz bu ayetinde, kitabı yüzeysel ve alelade bir tarzda okumanın anlamsızlığı ve yetersizliğine dikkat çekmektedir. Ancak hakkını gözeterek ve gereği gibi okuyanların, Kitaba iman ettikleri ifade edilmektedir. “Hakkıyla, gereği gibi okuma”nın ne anlama geldiğine dair yorumlardan bazıları şöyledir: “Oradaki emir ve yasaklara uyarak helalini helal, haramını ha­ram bilip muhtevasına uygun, kapsadığı hükümler gereğince amel ederek ona hakkıyla uyarlar; demek olduğu İkrime tarafından söylenmiştir.” “Kitabı, lafızlarını tertil ile (ağır ağır, tane tane) okurlar, anlamlarını da idrak ederler”, şeklinde anlaşıl­abileceği de İmam Kurtubi tarafından ifade edilmiştir. “Çünkü manalarının gereği gibi anlaşılması ile -bu konuda ken­disine başarı ihsan edilenler için- bu anlamlara uymak mümkün olur” denilmiştir. (İmam Kurtubi, El-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an.).

O halde bilmeliyiz ki, Kur’an’ı elimize alıp, “ben bu kitabın Allah katından indirilen vahiy olduğuna iman ediyorum” desek, ancak daha sonra da o Kitabı hiç okumadan tozlu raflara terk etsek ya da sadece manasını anlamadan ölülere okusak, hatta o kitabın tamamını anlamadan ezberleyip hıfzımızda bulundursak bile “Kitaba iman etmiş” sayılmayız. Çünkü Rabbimizin beyanıyla Kitab’a imanın gereği, onu hakkıyla okumaktır. Hakkıyla okumak ise, anlamak, öğüt almak ve yaşamak üzere okumak ve sonuç olarak da bizzat ve fiilen yaşamaktır. Ayetin birinci kısmında “kitabı hakkıyla okurlar (tilavet ederler) çünkü ona iman ederler” hükmünü müteakip ” Onu inkâr edenlere gelince…” denirken söylenmek istenenin “Kitabı hakkıyla okumuyanlara gelince…” biçiminde anlaşılması gerektiği çok açıktır. Yani Kitabı hakkıyla yani anlamak, öğüt almak ve yaşamak için okumayanlar onu inkâr etme konumunda olup onlar zarardadır/hüsrandadır.

Rabbimiz, Cuma Suresi 5. ayette de Kitabı okuyup bilgi sahibi olduğu halde onu uygulamayanları hem “kitap yüklü merkep” olarak nitelendirilmekte hem de “Allah’ın ayetlerine iman etmeyen, inkârcılar” olarak tanımlamaktadır. Bakara Suresi 85. ayette ise, kitabın bir kısmını uygulayıp bir kısmını uygulamayanlara Rabbimiz, “yoksa siz kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” sorusunu sormakta ve bunları, Kitabın uygulamadıkları, yaşamadıkları kısmının inkârcısı olarak nitelendirmektedir. Aslında Kur’an’da “okuma” karşılığı olarak kullanılan “kıraat”, “tertîl” ve “tilavet” kelimelerinin tamamı anlayıp öğüt almayı ve yaşamayı/uygulamayı da kapsayan anlamda kullanılmıştır. Manasını anlamadan Arapça kelimeleri seslendirme anlamındaki eylem ise Arapçada okumak kelimesiyle değil “teleffuz” kelimesiyle ifade edilmiştir. Kur’an’ı anlama, öğüt alma ve yaşama amacı gütmeksizin okuduğunu zannedenler aslında sadece kelimeleri seslendirmekte, teleffuz etmektedirler.

Rabbimiz bir başka ayetinde de, “Sonra kitabı, kullarımız arasından seçtiklerimize miras bıraktık…” (Fatır, 35/32) buyurmaktadır. Bu seçilmişliğin ve mirasçılığın, Kitab’a varis kılınanlara bir şeref bahşetmenin yanında büyük bir sorumluluk yüklediği de unutulmamalıdır. Ancak Kitab’a iman eden, onu okuyan ve onunla amel edenler Kitab’a varis olma şerefine nail olabilmektedirler ya da ancak varis olmanın bu anlamdaki gereğini yerine getirenler emanete riayet etmiş ve onurlarını korumuş olmaktadırlar.

“İşte o kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.” (Bakara, 2/2) “…Müjdeleyici ve uyarıcı-korkutucu olarak (gönderilmiştir). Fakat çokları yüz çevirmiştir; onlar işitmezler.” (Fussilet, 41/3-4) “Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna (Muhammed’e) Furkan’ı (Kur’an’ı) indirenin şanı yücedir.” (Furkan, 25/1).

Okunup bilinmek ve gereğince amel edilmek üzere inzal edilmiş, müjdeleyici, uyarıcı ve yol gösterici kılınmış, Hak ile bâtılı ayırma (Furkan) fonksiyonu görmek için indirilmiş Kur’an eğer okunmazsa bu işlevini görebilir mi? Tabii ki göremez. Bu sebeple Rabbimiz bu anlamda Kur’an okumayanları, ondan yüz çevirmiş olarak kabul etmektedir. Biz de toplum olarak, Kur’an okumayı, anlamayı ve öğüt almayı terk edeli, bir nevi Kur’an’dan yüz çevirme konumuna sürüklenerek, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış ve bugünkü zillete düşmüş bulunmaktayız. Kur’an, doğru bir amaçla, doğru bir yaklaşımla, kulluk bilinci ve teslimiyetiyle ve öğüt alıp yaşamak amacıyla, ihlâsla okunmazsa insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarma işlevini nasıl görecektir?

Rabbimiz, Kamer Suresinde, “anlaşılıp öğüt alınması için Kur’an’ı kolaylaştırdığını beyan ettikten sonra “öğüt alıp düşünen var mı?” diye sormaktadır. Kısa bir surede, önemine binaen dört defa tekrarlanan böylesine apaçık bir uyarıya rağmen, öğüt alıp düşünmemiz için kolaylaştırılmış olan Kur’an’ı, okumamak ya da ölülere okumak, haz duymak için okumak durumuna sürüklenmiş olan bir toplumun hidayet bulması ve kurtuluşa ulaşması mümkün olabilir mi?

Şuara, 26/131 – “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”… 135 – “Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.” .136 – Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.”

Tebliğ ve öğüt verme karşılığında hiçbir ücret istemeksizin, insanların kurtuluşu için çaba gösteren bütün Rasûllere bu cevabı veren müşrikler, yapılan öğüte kendilerini kapatıyorlar ve yapılan davete büyük çoğunlukla olumsuz cevap veriyorlar. Bugün evinde, elinde, kütüphanesinde ve hatta hıfzında Kur’an’ı muhafaza ettiği halde onu öğüt almak amacıyla hakkıyla okuma çabası içine girmeyenler de, Rabbimizin “Kitabı öğüt alınması için kolaylaştırdım öğüt alan yok mu?” sorusuna karşılık, adeta Allah’a “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.” demiş gibi bir isyan ve itaatsizlik konumunda bulunduklarını fark etmelidirler.

Rabbimiz hepimize, Kur’an’ı hakkıyla okuyup öğüt alan ve bütün hayat alanlarında vahye uygun yaşayan kullarından olmayı nasip etsin inşaAllah.

İlginizi çekebilir

Mü’minlerin, Ameller, Hayat Tarzı ve İtaat Alanında Bâtıl Olandan Ayrışma Sorumluluğu Vardır

Bugün "müslümanım" diyenlerde, hayat tarzı ve ameller ile otoriteye itaat alanında yaygın biçimde tam bir kargaşa ve yozlaşma yaşanmakta ve süreklilik arz eden bu durum akıdevî alana da sirayet edip imana şirk bulaştırılmasına yol açmaktadır. İmansız salih amel olmaz, ama salih amel olmadan da iman yaşayamaz. Tabiri caizse, salih amel imanın gıdası gibidir.